• A
  • A
22.02.2016
Kavram

Aşkınlık

Zor bir yazı olacağını tahmin etmiştim ama tahminimin de ötesine geçti. Bir çok kavramın iç içe geçmesi zorunluydu. Zihnimdeki entegrasyonu ifade edebilmek için doğru kelimelerin seçilmesi ve bu kelimelerin akıcılığını koruyarak bir bütünlük içerisinde ifade edilmesi gerekiyordu. Makale tarzında bir yazı olması ise başka zorluğa neden oldu; duygusal akıcılığa imkan vermedi. Fakat fikirsel alanda iddiayı ispat etmenin en geçerli yolu olduğu için bu üslûbu kullanmak durumunda kaldım. Ben yazarken biraz zorlandım, inşallah siz okurken benim kadar zorlanmazsınız. Yine de sabırlı olmanız gerekecek, bazen dönüp bir daha okumanız gereken yerleri olacaktır.

 

Bir önceki yazının temel kavramlarından birisiydi aşkınlık. İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerinden birisi olarak öne sürmüştüm insanın kendine aşkın oluşunu; yani kendini aşarak, kendine rağmen hareket edebilen bir varlık oluşunu.

Kendine aşkınlığa benzer özel haller hayvanlarda da vardır. Şefkat1 bunun en bilindik örneklerinden biri. Kendi yiyeceğini bir başkasına terk eden ya da başkasının yavrusunu besleyen hayvanlara da rastlamak mümkün yeryüzünde. Ancak hayvanların, içerisinde bulundukları durumu kavramalarına imkan verecek donanımları yoktur. Dolayısıyla ötekinin içinde bulunduğu durumu idrak etmeleri pek mümkün değildir. Bu nedenle olsa gerek bilinçli bir merhametten doğduğu izlenimi veren davranışlar hayvanlar aleminde istisna kabilindendir. Oysa bir önceki yazıda ifade ettiğimiz gibi, nasıl ki zulüm insana özgü genelleşmiş bir eylem biçimiyse, merhamet de insan için genelleşmiş bir durumdur. Merhamet ki ötekinin çektiği acıyı kendi içinde hissetmeksizin duyumsanamaz; sonrasında kendi iradeni aşarak ötekileşmeksizin de icra edilemez.2

Merhamet benzeri eylemlerin meleklerde de olduğu söylenebilir. Onların sahip olduğu şuûr3 ve idrâk4 takdir etmeye, eleştiriye ve görüş belirtmeye imkan verebilir özelliklerdir. Yine olaylar veya durumlar karşısında acziyete de düşebilirler, çünkü iradeleri var. Ama meleklerle ilgili veriler onlarda nefis5 olmadığını gösteriyor. Bu durumda düştükleri acziyeti içselleştirerek acı çekmeleri, dolayısıyla diğerinin çektiği acıyı hissedebilmeleri mümkün değildir. Oysa merhamet, ötekinin çektiği acıyı içinde hissetmek, dolayısıyla ötekinin acziyetinin içine düşmek gibi bir vasıf gerektiriyor.

İşte merhametin açığa çıkmasının önündeki bu engel insanda nefs hakikatiyle ortadan kaldırılmıştır. Bu kavram konumuzu doğrudan ilgilendirdiği için dipnot açıklamasından biraz fazlasını yaparak kısaca değinelim:

Canlılar, özellikle hayvanlar ve insanlar arzular ve haz istekleriyle donatılmıştır. Ancak onların içerisinde yaşadığı zemin, yani dünya her bir canlının tüm arzu ve isteklerine olumlu cevap verebilme kapasitesine sahip değildir; çünkü her açıdan sınırlıdır. Öyleyse bir canlının arzusunu bir başka canlı yer darlığı ve kaynak kıtlığı yüzünden mecburen sınırlandıracaktır. Arzularla donatılmış olduğu halde aynı alanı paylaşan canlılar bir diğerinin alanını hem sınırlandırır hem de saldırı alanı olarak tanımlar; dolayısıyla kendi alanı da kendi varlığı da tehdit altındadır. Sınırlandırılma ise huzursuzluğu; diğerinin senin alana dikilmiş olan gözü, endişeyi; bedeninin üzerindeki emelleri, korkuyu; tam ya da hiç karşılanamayan arzular, elemi; bedensel yaralanmalar, acıyı... beraberinde getirir. İşte nefis bu ve bunu gibi olumlu ve olumsuz tüm duygulanımların toplamıdır. 

Öyleyse nefis kavramı yalnızca arzuları ve hazları değil, elemi ve korkuyu da ifade eder. Aynı zamanda diğerinin yaşadığı arzunun ve lezzetin, çektiği acının ve elemin, endişenin ve korkunun karşılığını da oluşturur. Madem sende bir karşılığı vardır, öyleyse ötekinin çektiği acı ya da lezzet senin içinde ister istemez yankılanacaktır. Adeta o zorluğu sen yaşıyor, o elemi sen çekiyor, o lezzeti sen alıyormuşsun gibi sende duygusal anlamda karşılık bulacak, kelimenin tam anlamıyla senin iç aleminde yeniden oluşturulacaktır.

İşte, hayvana özel bir içerik olan böyle bir nefis ile melekî özelliklerden idrâk ve şuûrun insanda bir araya getirilmesi insana bir açıdan çok tehlikeli, diğer açıdan eşsiz imkanlar sunmuş durumda. Şimdilik bir iddia olmaktan kurtulmuş olmayan bu görüşleri gerçeklemek için adım adım devam edelim. Önce irade kavramını ele alalım, çünkü her şey eylemle anlam kazanıyor veya anlamını yitiriyor. İddialar, görüşler, fikirler gelip orada gerçeğe dönüşüyor veya reddedilip hayatın dışına itiliyor. Eylem ise iradenin ürünüdür. Öyleyse irade nedir, tekamülünün şartları nelerdir? Yani kemalini nasıl bulur, bulmazsa neticesi ne olur?

İrade

Hareket edebilmek için iradeye ihtiyaç duyarız. İrademiz olmasaydı, şurayı ya da burayı, şunu ya da bunu tercih edemezdik. Taşın bir iradesi yoktur, o nedenle bir tercihi de yoktur. O bıraktığınız yerde duran, hareket ettirdiğiniz zaman sürtünmeye veya bir engele maruz kalmadıkça duramayan, hareketi esnasında başka bir kuvvetin etkisi altına girmedikçe hareketinin yönünü değiştiremeyen şeydir. Öyleyse "İrade tercih edebilmek, tercih edebilmek ise en basit haliyle durağanken kendiliğinden harekete geçebilmek, hareketliyken kendiliğinden durabilmek veya hareketinin yönünü değiştirebilmektir." diyebiliriz.

Yine eylemin iradî olabilmesi için hareketteki değişimin bir zorunluluk sonucu olmaması gerekir. Bir taşın yokuş aşağı yuvarlanırken oraya buraya çarparak yön değiştirmesini ya da suyun yolu boyunca kıvrılarak, neredeyse sonsuz bir hareketlilik içerisinde sükûn alanına doğru akmasını iradî olarak yorumlamak mümkün değildir. Böyle bir durum için olsa olsa "varolan bir potansiyelin şartlar dahilinde serbestleşmesidir" diyebiliriz. Peki hayvanların eylemleri iradî midir? Mesela bir kaplanın bir ceylana saldırısını iradî bir eylem olarak tanımlayabilir miyiz? 

İradî eylemin birinci şartı kendiliğinden harekete geçebilmekti. Kaplanın durumu bu şarta uyuyor gibi görünse de, iradesini neredeyse iptal eden zorlayıcı nedenler vardır: Şiddetli arzular, şehvetler de hayvanlardaki iradeyi zorlayarak neredeyse iptal ederler. Bu durumdaki bir hayvanın hareketleri çekim etkisi altındaki suyun hareketine benzer özellikler gösterir. Suyun zeminin şartları dahilinde halden hale geçirterek sükûn alanına doğru akıtan harici çekimin yerini, kaplanın hareketinde açlık dürtüsü almıştır. Kaplandaki açlık dürtüsü onu halden hale koyarak, kâh durdurup kâh akıtarak avına doğru sürüklemektedir. Eğer su yere doğru olması gereken hareketini bazen terk ederek yokuş yukarı akabilseydi, yani şartların ve kendi doğasının aksine hareket etseydi ya da kaplan aç olduğu halde ceylanı yemeseydi bunun bir ‘vazgeçme' olduğuna, dolayısıyla da iradî bir eylem olduğuna hükmedebilirdik.

"İnsanın doğuştan getirdikleri ve sosyal çevresinden edimleri iradesini sınırlıyor, böyle bir durumda iradeden söz etmek mümkün değildir!" denebilir mi? Örneğin çocukların yeme alışkanlıklarını yetiştikleri ortam şekillendiriyor; burada et seviliyor, orada ot tercih ediliyor. Öyleyse bu çocukların iradeleri aileleri ve çevre tarafından kendilerinin farkına varamayacağı bir şekilde sınırlandırılmış olmaz mı? Toplum, kültür ve devam eden kurallar da benzer etkiler yapar insan üzerinde. Sigara kullanan ve devamlı uçak yolculuğu yapan birinin uçuş esnasında sigara içme isteği gittikçe azalır. Ama uçaktan iner inmez o istek olanca tazeliğiyle adeta yeniden dirilir. Bu bakış açısıyla iradeyi nasıl tanımlamak gerekir?

İrade istek ya da isteksizlik değildir; onaylayarak veya reddederek arzuların üzerinde etkili olan şeydir. Yani istemeyi ya da istememeyi, arzulamayı veya nefret etmeyi şekillendiren durumlar, ortamlar veya kazanımlar iradeyi şekillendiremez. İradenin şekillenmesi onun zayıflaması veya kuvvetlenmesidir. Onu kuvvetlendirecek olan yegane şey de arzu ve isteklerle aşağıya doğru eğimlenen zeminin tersine doğru hareket etmekten ibarettir. Bunu biraz daha açalım:

İstemediğiniz bir şeyi yapmamak için iradenizi kullanmanıza gerek yoktur. Yine istediğiniz bir şeyi yapmak için de iradenizi kullanmazsınız. Yani sigaradan nefret eden birinin sigara içmemek ya da suya ihtiyacı olan birinin su içmek için iradesini kullanması gerekmez. Bu eylemler, suyun yokuş aşağı kıvrılarak akması gibi kendi hallerine bırakıldığında zaten gerçekleşir. İradenin yatay kullanımında da bir zorlanma, dolayısıyla bir gelişim söz konusu değildir. Örneğin iki bardak çaydan hangisini alacağınızı belirlemek için yüksek bir irade göstermenize gerek yoktur. Birini alırsınız olur biter. Ama sigara alışkanlığı bulunan birinin sigara içmemesi için, ya da bir çocuğun oyun oynamak varken oturup ders çalışabilmesi için iradesini son reddede kullanması gerekecektir.6

Öyleyse iradî harekete yeni bir tanım getirebiliriz: "İradî hareket, bahsi geçen o şey serbest bırakıldığında yapacağı hareket her ne ise, onun zıddına bir eylem gerçekleştirmesidir." Haliyle arzu ve eylem arasındaki zıtlık ne kadar fazlaysa, irade kullanımı da aynı düzeyde artar. Zıtlık azaldıkça irade kullanımı azalacak, nihayet eylemle arzunun buluştuğu noktadan itibaren eylem iradesizce gerçekleştirilecektir.

Bu bağlamda insanı içerisinde bulunduğu durumla birlikte tanımlamak istesek; "Yönü aşağıya çevrilmiş, ama aşkın eylem yapabilme potansiyelinde bir varlık"7 olarak tanımlardık. Yani içeriden ve dışarıdan serbest bırakıldığında insanın yapacağı eylemin yönününü hayvanda olduğu gibi arzuları belirleyecektir. İnsandaki nefsin hayvandaki nefisten zorlayıcılık açısından çok bir farkı yoktur. O da arzularla donatılmıştır, bu da; sadece insandaki arzular daha gelişmiştir ve daha çok yöne akabilir bir konumdadır.

Öyledir, insan da hayvanlar gibi arzularının çekimiyle bir çok yöne akabilecek potansiyeldedir. Ancak insan hayvanlardan farklı olarak iradesiyle bu akıntıya karşı koyabilme imkanına da sahiptir. Akıntının sürüklemesiyle gerçekleşen hareketler iradesizce açığa çıkarken, ters istikametteki eylemler irade gerektirecektir. Yani nefis yemeyi emreder, arzu ve istek yemeye doğrudur; öyleyse iradi olan yememektir. Nefis sahiplenmekten, almaktan hoşlanır, öyleyse irade bunun zıddında, yani bırakmakta ve vermektedir. Nefis korkaktır, öyleyse irade cesarettir. Nefis cimridir, bu durumda irade cömertliğin kendisidir. Nefis tembeldir, öyleyse irade çalışmaktır. Nefis gösterişçidir, çalışma zamanı geride, mükafat zamanı en önde olmak ister. İrade, çalışma zamanı önde, mükafat zamanı geride yer almaktır.

Özetle, hayvanlar geniş bir arazide, içerisinde dikenli ve zehirli bitkilerin de bulunduğu yeşil bir çayırdadır. Bu çayırın kıyısında yüksek bir duvar vardır. Melekler ise duvarın üzerinde ve tasavvur ötesi nezih bir ortamdadır. Hayvanlar çayırdan başka bir şey görme imkanına sahip olmadıkları için duvarın üzerine çıkmayı irade edemezler. Çünkü onlar mantık geliştirerek herhangi bir şeyin ötesini arayamazlar. Bu nedenle onlar iradelerini gözlerinin gördüğü bu çayırda otlamak ve üremek için kullanabilirler. Meleklerin ise böyle bir iradeye zaten ihtiyaçları yoktur, duvarın üzerinde ve kerem içerisindedirler. Çayırda olduğu halde duvarı fark edebilme, çayırlığa yönelmiş arzularını gemleyerek ve engeli aşarak duvarın üzerine çıkabilme potansiyele sahip olan ise ancak insandır.

Arzuların tatmini tamamen terk etmek isteği köreltir ve iradenin üzerindeki yükü hafifletir. Bu hayattan beklenen gelişimin verimini düşürür. Öyleyse arzuların tümüyle terk edilmesine de izin verilmeyecektir. Yememekten daha da zor olanı, tadarak iştahı açtıktan sonra kendini frenlemektir. Kendini feda etmek kolaydır; daha zor olanı fedakarlığı yaşam tarzına dönüştürmektir: Öfke zamanında kendine galip gelerek susabilmektir o, cezalandırmaya muktedir olduğunda affedebilmektir; darlıkta paylaşabilmek, verilen rahatsızlığa mümkün mertebe sabredebilmek, bir başkası için elini taşın altına sokabilmektir.

Yani insan için iradî olan eylemlerin tümü ilk bakışta insana zor gelen taraftadır. Hayvanî olan eylemlerinin yönü ise arzu ve isteklerinin belirlediği bir alana doğru kolaylaştırılmıştır.8 Ancak, zorlukla beraber kolaylık vardır.9 Çünkü zor altında irade gelişerek kuvvetlenecek ve arzuları kolaylıkla denetleyebilir ve yönetebilir bir konuma erişecektir. Bu nihaî durum aynı zamanda kölelikten kurtulmanın, yani özgürleşmenin de kendisidir. İnsan yalnızca bir başkasının kölesi olmaz elbetti ki, kendi arzularının da kölesi olur. Özgürlük ise, içeriden veya dışarıdan gelen baskıların zorundan kurtularak hareket edebilmek değil midir?

O* iradesini arzularından serbestlemiştir, iradesi de insaniyetini geliştirmiştir. Sahip olduğu özgürlük gerçeği fark ettiğinde takip edebilecek, batılı ise terk edebilecek bir cesaret vermiştir ona. Onun nazarında kuvvet değil hak önemlidir, çünkü adildir. Adaleti iptal eden bencil bir endişesi yoktur çünkü. Dolayısıyla gücü iradesinin mahkumudur ve hakkın esiridir. Kendini aşmakta zorlanmadığı için merhametli eylemler bir pınardan akar gibi dökülür ellerinden, şerrinden ise herkes emniyettedir. Zorlanmadan ulaşabildiği için başarıda mütevazidir, zafer onu sarhoş etmez; yenilgide ise elinden geleni zaten yapmış olduğu için pişmanlık duymaz, zillete düşmez. Bu durumdaki bir insan dış görünüşü itibariyle insandır. İnsanlar gibi konuşur, yer içer ve iletişim kurar. Ama içerisinde son derece donanımlı bir melek sakince oturmaktadır.

Madem zorlukla beraber kolaylık vardır; öyleyse tersi durumda da kolaylıkla beraber zorluk vardır. Yani insan iradesini geliştiren yönü değil de, heva ve heves yönünü tercih ederse, arzularının yönlendirmesiyle hareket ederse, iradesi gelişemeyecektir. Bulunduğu zeminin eğimi ise bağımlılığa dönüşen alışkanlıklarla gittikçe daha da artacak, nihayet istese de tırmanamayacağı kadar dik bir hâl alacaktır. Bu durumda artık o* arzularının mahkumu olan bir köledir.10 Özgürlüğünü tümüyle yitirmiş ve hayvanî güdülerinin denetimine girmiştir. Gittiği bu yolun nihayetinde arzuları tarafından yönetilen çok gelişmiş, tehlikeli bir hayvan konumuna inecektir. Her ne kadar bazen dursa, bazen hareket etse de içerisinde bulunduğu hâl avını elde etmek için planlar yapan kaplanın durumundan farklı değildir. İşte bu süreç bir önceki yazıda ifade edilen zulmü üreten mekanizmanın tarifidir.

Bu durumdaki bir insan hayvandan daha tehlikelidir; çünkü hayvanın donanımları zulüm üretmesine çoğunlukla izin vermez. Ama insan donanımlı bir varlıktır, zekidir, dolayasıyla fikir üretebilir; bir diğerinin ürettiği fikrin üzerine kendi görüşünü de ekleyerek çözümü daha da ileriye götürebilir. Böyle bir mekanizmanın içerisine iradeyi alt ederek insanın vahşi tarafı geçecek olursa son derece temkinli ve kurnaz, merhametsiz hayvanî bir varlığa dönüşür. Bir hayvanın en fazla bir tek cana kıyabileceği kadar kısa bir zaman diliminde, yüzlerinin dahi görmediği milyonları zekasıyla ürettiği bir mekanizmayla oturduğu yerden düğmeye basarak, çığlıklarının işitmeksizin telef edebilir. O istese de zulümden el çekemez, ancak zor kuvvetiyle durdurulabilir. Çünkü iradesini geliştirmemiştir, hayvanî doğası neyi emrediyorsa onu aynen yapmak zorundadır. Bu durumdaki bir insan da dış görüntüsü itibariyle insandır, insanlar gibi konuşur ve iletişim kurar. Oysa, içi dışa çevrilse en vahşi hayvanı dahi tiksindirecek bir yüzle karşılamanız son derece muhtemeldir. 

Öyleyse insandaki irade gelişimi insaniyetinin gelişimiyle eşdeğerdir denilebilir.
Yine insandaki merhamet iradî duruşla açığa çıkabilir bir yerde saklanmıştır. 
Nerede ve nasıl mı?
İsterseniz bu da konuyla ilgili bir sonraki yazımızın konusu olsun...
________________________________________
1 Şefkat: İrade gibi karmaşık bir kavram. Çok yüzeysel bir ifadeyle: Öteki ile ilgili bir duygunun güdümüne girerek edilgenleşmek.
2 Dolayısıyla merhamet olmadan hissedilmesi ve icra edilmesi mümkün olmayan adalet, kerem, vefa, istiğfar gibi hasletler de, sabır gibi kendine hakim olmadan başarılması mümkün olmayan erdemler de insana özgüdür.
3 Şuûr: Şiir ve şiar ile aynı kökten gelen bir kelime. Bu da aynı düzeyde karmaşık bir kavram. Analitik düşünce yeteneği. Şeyler ya da olaylar arasındaki ilişkiyi çözerek fikir üretebilme aracı.
4 İdrâk: Tedarik etmek ile aynı kökten gelen bir kelime. Derk etme, derleme ve toparlama. Tümevarım aracı, sentez yeteneği.
5 Nefis: Libido. Bedensel arzuların ve korkuların tümünün odağı. 
6 Dışarıdaki yasaklar irade üzerinde arzunun tersi yönde bir baskı oluşturarak irade kullanımını kolaylaştırır. Uçakta sigara isteğinde azalma olmasının nedeni budur. Aynı durum oruç tutan insanlarda da gözlemlenir.
7 Tin Sûresi 4-5 "Gerçekten bir insanı en güzel kıvamlaşma halinde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik!"
8 Cennet zorluklarla, cehennem arzularla kuşatılmıştır. Hadis, Muslîm, Cennet 1; Nâziat Sûresi 37-41
9 İnşirah Sûresi 5-6
10 Furkan Sûresi 43, Câsiye Suresi 23 
* Bu iki paragrafta, gerek olumlu gerekse olumsuz tanımlamada insandaki tekâmülün veya tahribin nihaî durumları 'O' zamiriyle ifade edilmiştir. Gerçekte ortalama insan bu iki tanımın karışımıdır ve kendini belirleme süreci devam etmektedir. Hayat dediğimiz şey de bu sürecin kendisidir zaten.

Yorum yazabilirsiniz.

Yorumlarınız onaydan sonra yayınlanacak olup eposta adresiniz sitede görünmeyecektir. Lütfen hakaret içeren sözler yazmayınız.
Nedim Yavuz 16.03.2016 00:00:00 civarında dedi ki:
Makaleyi daha okurken açıga çıkan düşüncelerle alt üst olmuş durumdayım. Sanırım dönüp tekrar okumalıyım.
0.006 sn.