• A
  • A
25.05.2002
Sorgu

Günbatımında Batmayan Güneş

Çok sıkıntılı bir anımda arabayla Boğaz Köprüsünden Avrupa yakasına doğru geçiyordum. Kulaklarım teypteki Kur'ân kasetindeyken aklım dertlerimle boğuşuyor, gözlerim ise bir yandan arabalara çarpmamak için yolu gözlerken bir yandan da üzerinde güneşin batmak üzere olduğu muhteşem Boğaz manzarasını seyrediyordu. Boğaz'dan her geçişimde içimi bir hayranlık kaplardı ve bu defaki manzara da daha öncekileri aratmayacak güzellikteydi. Akşam ezanına bir saat kadar kalmıştı ve güneş solumdan üst taraftan kırmızı ama hâlâ parlak bir halde soğuk olan havayı ısıtıyordu. Deniz, boğazın etrafındaki tepeler, hava hepsi birbirinden güzeldi.

 

Güneşin güzelliği hakkında düşünürken aklıma onun nasıl havada durduğu geldi. Daha önceleri pek fazla aldırış etmediğim, hatta "nasıl boşlukta durduğu" sorusunu aklımın ucundan dahi geçirmediğim güneşin boşlukta nasıl durduğunu bir anda düşünüverdim. Daha önce Kur'ân'da da duymuştum bu tarz bir soru sorulduğunu: "Güneşi havada tutacak, dünyayı döndürecek O'ndan başka kim vardır" diye. O zamanlar bir kulağımdan girip diğerinden çıkmıştı ama şimdi bu manzara bir anda etkisi altına alıvermişti beni. İnsanlar manzara resimlerine dünyanın paralarını ödüyorlardı; oysa karşımda olabilecek en güzel manzaralardan biri vardı. Hem de bu hayalî ya da iki boyutlu bir manzara değil, manzaranın ta kendisiydi. "Allah!" dedim kendi kendime. "Sen nasıl bir varlıksın?"

 

Sanki gözümün önünden bir perde kalkmıştı ve hayranlığım merakımla birlikte ziyadeleşmişti. Daha sonra düşünmeye başladım, bu güneşi yaratan, ona sahip olan, onu havada tutan, bütün bu güzelliklerin sahibi olan Zât ne kadar da zengin ve güçlüdür diye. Bu kadar güzellikleri yaratabildiğine, kâinat denen sistemi şu manzaranın oluşması için düzene koyabildiğine, ağaçlar, tepeler, deniz, hayvanlar, bulutlar, insanlar o an o manzaranın içindeki herşeyi yaratıp onları bir bir bildiğine, onların varolması ve hayatlarını sürdürebilmesi için gerekli herşeyi cömertçe ve fazlasıyla yaratıp bizlere sunduğuna göre ne kadar muhteşem, kudretli ve lâtif bir Zât'tır.

 

O an düşündüm ki bunları kolaylıkla yapabilen bir Zât için benim büyük sıkıntılarımın hiçbir önemi yoktur ve sıkıntılarımı giderecek O'ndan başka kimse yok ve O ise her yönüyle bana kâfidir. O zaman kendi kendime "Evet, sıkıntılarımı O'na anlatmalı, O'ndan yardım dilemeliyim" dedim. Ve o an böylesine büyük bir Zât'ın, benden istediği şeyleri yerine getiremediğim halde, beni huzuruna kabul ettiği aklıma geldi. Düşünsenize hangi hükümdar her kapısını çalan avâmı huzuruna kabul eder ve onu dinler ve onun isteklerini kabul edeceğine dair söz verirdi? Kaldı ki, hükümdar gibi itibarlı bir insanın sözünün ne anlama geldiğini siz tasavvur ediniz. Allah (c.c.) da bizi huzuruna almak için Namaz gibi bir nimet, bir lütuf, bir rahmet, bir merhamet kapası açmış, dua gibi günün her saati kullanabileceğimiz bir dilekçeyi bize vermiş ve dahası tüm duaları kabul edeceğini de bize bildirmiş. Pes vallahi dedim içimden, subhânallah dedim daha sonra. Çünkü o an ancak o geldi aklıma.

 

Sarhoş gibi olup kendimden geçmiştim. Rahatlamış, huzur bulmuş, sevinmiş, içim coşmuştu. Çünkü, sıkıntılarımı anlatabileceğim ve onları giderebilecek bir muhatap bulmuştum. Emin ve güvenilir ellerde olduğumu fark etmiştim. Bir manzarasının tecellisi ile beni içinde bulunduğum buhrandan çıkaran o Zât'a karşı olan hayranlığımı, sevgi ve ihtiyacımı nasıl ifade edeceğimi bilemiyordum. "Subhânallah"tı ilk aklıma gelen, daha sonra "Elhamdülillâh" dedim. Şükür etmeliydim, ediyordum ediyordum ama o da yetmiyordu. Ama o muhteşem ve herşeyi bilen ve hak ile yaratan sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi Hakîm Zât bu durumuma da çare bulup, içimde hissettiğim bu boşluğu da doldurup Secde'yi yaratmıştı.

 

Secde, evet secde! Ancak secde etmek içimdeki bu muhteşem hissi tatmin edebilirdi. Secde gibi bir nimeti yarattığını düşününce tekrar O'na hayran oldum ve tekrar tekrar secde etmek istedim. Derken gözüm saate gitti ve akşam namazının yaklaştığını gördüm. İkindiyi henüz kılmamıştım ve Rabbimin tekrar tekrar secde edebileceğim, O'na maruzatlarımı anlatacağım ikindi namazını yaratmış olduğunu hatırladım. Yüzümde tebessüm ve içimde o güne kadar hissetmediğim bir secde arzusuyla gaza bastım ve ikindi namazına koştum.

 

Yorum yazabilirsiniz.

Yorumlarınız onaydan sonra yayınlanacak olup eposta adresiniz sitede görünmeyecektir. Lütfen hakaret içeren sözler yazmayınız.
0.006 sn.