• A
  • A
29.01.2010
Yaşarken

Allah'a Sığınmak...

Bir gün hayatınızda her şey tersine dönebilir. Dengeler ve dengeniz alt üst olabilir. Doğru bildikleriniz yanlışa, yanlış bildikleriniz gayet tabi doğruya dönüşebilir ve bunların ardı sıra gelmesi olayların yönünü belirlemiştir. İhtimaller üzerinden hareketle söylense de bu haller hayatın kaçamadığımız kaçınılmazlarıdır.

 

Peki, neden her şey tersine dönmüştür ya da iç dünyanız böylesine ters yüz olmuştur? Kolay mıdır taşıyamayacağınızı düşündüğünüz yükleri bir anda omuzlamak? Kim bilir, belki beklenmedik bir ihanet yahut daha ağır bir darbedir bunlara sebep. Nefes alışınızdan kalp atışınıza kadar biyolojik dengenizi etkileyen, ruh halinizi bir süreliğine alıp götüren ve halden hale sokan bir musibet midir yoksa yaşadıklarınız.

 

Sebebi her ne olursa olsun bu bir süreçtir ve artık sizin için geri sayım başlamıştır. Geriye doğru sayarak yaşamaya başlarsınız içinde bulunduğuz olumsuz durumdan sıyrılma ihtimalini. Çünkü başınıza gelen benzer musibeti binlerce insan da yaşıyor olmasına rağmen o an için o sıkıntıyı yeryüzünde yaşayan tek insan olduğunuzu düşünürsünüz. Ve sizin derdinizden daha büyük bir derdin olma ihtimali de yoktur.


Nihayetinde, bir adım ötesi isyan bir adım berisi teslimiyet olan bir ruh hali peyda olmuştur. Çünkü, neden Allah'ım, niye ben türevi sorular artarak çoğalmıştır. Sonu -Allah korusun- isyana varan bir sürecin başlangıcıdır bu ve benzeri sorgulamalar. Musibet neticeleri ve seçimleriyle birlikte gelmiştir aslında. Hakikaten sizin için bir dönüm noktası olduğunu düşündüğünüz ve geriye dönük muhasebe yapmanız gereken de bir süreçtir aynı zamanda. Ortada bariz seçenekler vardır. Çünkü bu ruh halinin sizi götüreceği iki yer vardır. Biri dibin dibi, diğeri ise Rahman ve Rahim olan, O'ndan gelenin kötü olma ihtimali olmayan Allah'tır.

 

Yüzünüzü ya faniye ya da bakiye çevirerek çıkma seçenekleri konulmuştur önünüze. Şıkları eleyerek başlayabilirsiniz eğer bilinciniz hala yerindeyse. Neticede karşınıza şu tek gerçek çıkar. Fani olan bir meseleyi fani yollardan çözme ihtimaliniz yoktur. Aksine ağlamak ve sızlanmaktan başka bir imkân tanımaz bu yol size. Başa sardırır durur hikâyeyi. Yol almanızı, ilerlemenizi engeller. Oysa öylesine derin öylesine muhteşem bir yol vardır ki, Rabbimin izniyle meseleyi halledememe söz konusu bile değildir. Yeter ki O'ndan gelene razı olmak ve O'nun emrettiği şekilde yaşamak olsun niyet. Öyle demiyor mu Mevlana Cami "Yalnız biri iste başkası istemeye değmiyor, yalnız biri çağır başkası imdada gelmiyor"

 

Bu hakikati idrak ve tasdik, kazançların en büyüğü, neticelerin en anlamlısı olarak dönüyor musibet sonrası, bizlere. Dönüp baktığınızda, bu nasıl bir sıkıntıdır ya rabbim dediğiniz bir mesele belki zamanla pek güzel, pek hayırlı bir hal alıyor. O'na sığınmanın lezzeti beraberinde teslimiyeti ve sabrı getiriyor. İçinde bulunduğunuz durum karşısında sabrın değerini ve anlamını elde ediyorsunuz. Nasıl ki Hz. Yunus balığın karnından sabrederek ve iman ederek çıktıysa sizde bir anlamda hayatınızı ve ahretinizi öyle kurtarıyorsunuz.

 

Mevzuu kavramaya çalıştığım bu dönemde Bediüzzamanın şu sözleri özet niteliğinde çıkıyor karşıma. "Musibet zamanı uzundur. Fakat insanların nazarında zannedildiği gibi sıkıntılı olduğundan uzun değil, belki uzun bir ömür gibi hayati neticeler verdiği için uzundur." diyordu.

 

Ve Kur'an, 'fesbirû'yu emrediyor. Yani 'musibetler karşısında sabredin'i. Ya Rabbi, işittik ve itaat ettik...

 

Yorum yazabilirsiniz.

Yorumlarınız onaydan sonra yayınlanacak olup eposta adresiniz sitede görünmeyecektir. Lütfen hakaret içeren sözler yazmayınız.
ebrar 03.03.2011 17:11:10 civarında dedi ki:
hayatımızdaki olaylar günlük bir yazıyla ele alınarak ancak bu kadar güzel ve net anlatılabilirdi...yaşadıklarımız, hakedilen yada hakedilmeyen davranışlar karşısında sabretmenin güzelliğini ve sonrasında görülecek olan mükafatı anlatan son derece güzel bir yazı...ellerine, yüreğine sağlık...
0.007 sn.