• A
  • A
19.04.2010
Eleştiri

Maişet Yükü

Hz. Âdem ile başlayan serüvenin tam ortasında bulur insanoğlu kendini vakti geldiğinde. Ekmek parası kazanma, gelirini sağlama ve sair durumlar için rızık derdine düşmenin zamanıdır artık. Öyle kolay değildir bakıldığında. Bu nedenle, ne olup ne biteceğine dair korkular ve kaygılar da beraberinde kendini gösterir.

 

Gelinen yaşa paralel olarak nefisle başa çıkmanın zorlaştığı, arzu ve isteklerin arttığı dönemlerde açığa çıkan bu kaygıların, şiddeti artarak çoğalmaktadır. Zira nefsin doyumsuz ve arzularının çeşitli olması, bu halin başta gelen sebebidir. Gençlik döneminin belirgin sorunlarından biri olan gelecek kaygısının çıkış noktası da budur esasen.

 

İblisin yoğun bir şekilde uğraştığı ve kendisi açısından potansiyel olarak en tehlikeli gördüğü kitle olan gençlerin, maişet derdine düşmesi ile birlikte devam eden serüven kritik dönemeçlerde yaşanan dönüşümlere tanıklık eder. Endişe ve korkuların, sabrın ve teslimiyetin önüne geçtiği kritik yol ayrımları...

Yarattığı her bir canlının iaşesinin teminine kefil olan, Rezzak'ın varlığından haberdar olmama durumu...

Henüz yolun başında iken Hak ile araya konulan uzun mesafeler...

Ve bu mesafenin git gide uzaması...

 

Ne yazık ki dünya hayatının cezp edici seçenekleri, zahiren başka seçenek yokmuş gibi sunulsa da esasen yanlış tercihin ta kendisidir. Çünkü cezp ediciliğinin yanı sıra kolay elde edilebilir olması, şahısları İslami hayatın dışında bir hayat sürmeye mahkum etmektedir. Sahip olma arzusu, bol kazanç ve rahat bir hayat sürdürme planları beraberinde Allah'ın emir ve yasaklarından uzaklaşmayı getirmektedir. Peşine düşülen şeyler bir süre sonra hayatın maksadı haline gelir ve geriye kalan her şey önemini yitirir. Bunca hengamede giden gitmiştir. Sermayenin önemli bir kısmı vakitsizce ve hoyratça harcanmaya devam edilir. İlimden irfandan istifadenin belki de maksimum düzeye çıkartılabileceği bir dönem, eşyanın merkeze alındığı karanlık bir çağa dönüşür.

 

Diğer yandan, yolun yakınken dönülebilecek nitelikte olması dönem adına ayrıca dikkate değer ve sevindiricidir. Zira yaşanacak olan yaşanandan hayli fazladır ömür vefa ettiği sürece. Hatalar farkına varılabildiği takdirde, çoğalmadan azaltılabilir özelliktedir. Ve Allah'ın da dilemesiyle sıratel müstakime doğru bir yolculuk başlayabilir. Bu yolda ayni ile görmek mümkündür ki, rızkın teminatını veren ve temin eden Rezzaktan başkası değildir. Kul için ise çabasından ve duasından öte yapabileceklerinin sınırlı olduğu bir gerçektir. Oysa dualarının ardından, eşyanın içinde boğulan ruhun ferahlaması ve azadı muhakkaktır. Evet, böylesine karanlık bir dönemden sıyrılıp çıkmak, kulunun istemesi, Rahman ve Rahim olan Allah'ın murad etmesiyle elbette mümkündür.

 

"Allah kimin mağfiretini murad ederse, onu acze ve huşuya meylettirir." demektedir Mevlâna. Kulluğun gerektirtidiği acziyeti sonuna kadar yaşamakla, O'nu daha iyi tanıma fırsatı doğacaktır insan için. Yani, karanlığı yaşamadan ışığın ve görmenin kıymetini idrak etmek maalesef mümkün olmamaktadır.

 

Çekilen acılar ve elde edilen tecrübeler sonrasında, kaygılardan arınıp, rızkın değil de çabanın peşine düşülen bir hayatı tercih etmenin mutluluğunu yaşamak imkanı doğar. Aksi durumda rızık kaygısı çekmek hem yorucu hem de uzaklaştırıcı olabilmektedir. Çünkü böyle bir durumda insan, kendisine verilenden çok alamadıklarının ve elde edemediklerinin kaygısını yaşamaktadır. Oysa çaba için aynı şeyleri söylemek imkansızdır. Bu muhatabiyette söz konusu kişinin kendisidir ve merkezde yer alır. Rızık kaygısına oranla daha naif ve insanidir. Hesapsız, sorgusuz ve neticenin yaradandan beklendiği bir faaliyettir daha çok. Beraberinde sabrı ve teslimiyeti hayatımıza katar.

 

Kur'ânı Kerîm'in şu ayeti çok şeyi açıklamaz mı bizlere: "İnsan için kendi çabasından başka birşey yoktur" (Necm, 39). Alemlerin Rabbi mükerrer bir şekilde rızkı verenin kendisi olduğunu ve kaygının yersizliğini bizlere bildiriyor. Rızk hususunda, bu Ayet-i Kerimeden doğrudan olmasa da örtülü bir şekilde aldığım iletiyi, daha da güçlendiren diğer bir ayette ise "Kendi rızkını taşımayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır." buyurulmaktadır. (Ankebut, 60).

 

Yorum yazabilirsiniz.

Yorumlarınız onaydan sonra yayınlanacak olup eposta adresiniz sitede görünmeyecektir. Lütfen hakaret içeren sözler yazmayınız.
cahit yavuz 06.05.2010 14:55:21 civarında dedi ki:
Kardeşim ben senle her zaman olduğu gibi gurur duyuyorum. Yazın gerçekten mükemmel olmuş. Allah yar ve yardımcın olsun. İnşallah bu yazılarının devamı gelir de insanlara faydan dokunur, tekrar tebrik ederim yazıların çok anlamlı. Başarılarının devamını Cenabı Allah'tan dilerim.
zeynep akbey 27.04.2010 14:47:41 civarında dedi ki:
az cümleyle çok şey anlatmak...yani zor olanı başarmak..bence bu yazı bunun kıyısında bir yerde çok yaklaşmış buna.son cümleyi okuduğumda devamı var sandım..sanki yazı bitmemiş gibi bir diğer sayfa var gibi..buna rağmen çok başarılı
0.010 sn.