• A
  • A
18.07.2010
Yaşarken

Siz Nasıl Uyuyabiliyorsunuz?

Uyumak istiyorum. Saat gece yarısını geçeli çok oldu ama uyku perisi nedense bu gece beni unutmuş görünüyor. Şaşırtıcı bir şey aslında çünkü çok ender uykum kaçar. İnadına işimde de çok yoğun bir hafta geçirdim ama yorgunluktan eser yok. Uykusuzluğumun sebebini bulmak için gün boyu yaşadıklarımı tekrarlıyorum hafızamda. Sakin bir gündü aslında diğer günlerle karşılaştırınca. Açıkça görünende bir şey bulamayınca sorunun derinde olduğunu anladım. Bulamazsam uyuyamayacağıma göre kaçınılmaz görünen içe doğru yapılacak o yolculuğu geciktirmenin anlamı yok artık...

 

Aslında alışkınım bu yolculuklara, bir süredir yalnız da çıkmıyorum. Şaşırtıcı gelebilir insanın en derinlerine yapacağı yolculukta yanında birinin olması ama ben bu yolculuklara oldukça kalabalık çıkıyorum, bakın bu gece de siz konuk oldunuz işte. Önce özel bitki çayımı hazırladım, doktorum iyi geleceğini söylediği için bir süredir tadından hoşlanmasam da içine biraz da bal katıp tekrar içmeye başladım. Doktorum deyince, ben depresyon tedavisi görüyorum. Aslında daha havalı isimleri var ama ben basitçe depresyon diyorum. Ne anlama geldiğini zaten biliyorsunuzdur bilmeyenler de google'a sorabilirler.

 

Tek bir doktorum yok benim, her biri konularının uzmanı, iyi eğitim almış sadece tedavi konusunda farklı yöntemleri benimsemiş 3 farklı doktorum var. Her birinden de çok şey öğrendim, iyi ki onlarla tanışmışım yoksa bu kendimi tanıma yolculuklarımda geri dönüş yolunu bulamayabilirdim. Onlar tıp eğitimi almış yol arkadaşlarım ama başkaları da var, her yaş gurubundan ve farklı eğitim ve hayatlardan, yaşam yolunda bir yerde yolumuzun kesiştiği ve sonrasında ayrılmadığım dostlarım.

 

Kalabalık bir yolculuk oluyor derken haklıymışım değil mi? Ama durun daha bitmedi bütün bu yolculuğun başlama sebebi başrol oyuncumuzu tanıtmadan olmaz. "Ölüm". Önce sadece ikimiz vardık, fakat onunla tek başıma baş edemeyeceğimi anlayınca yardım için başkalarını çağırdım. Ne de olsa düşman çok güçlüydü.

 

Bir insan neden ölmek ister? Hele benim gibi üniversite eğitimi almış, iyi bir işi ve ailesi olan, maddi sıkıntıları olmayan birinin ölümü bu kadar istemesi normal değildi çoğunluğa göre. Ama ne kadar normal görünmese de sorun şuydu ki artık hiçbir şey istemiyordum, sadece yok olmak, sonsuz bir sessizliğin içinde kaybolmayı düşünüyordum... Bu dünyayı istemiyordum, sonsuz bir hayatı, cenneti, cehennemi de istemiyordum. Sadece ve sadece yok olmak.

 

İnsan bu aşamaya birden bire gelmiyor kuşkusuz, terapilerde kendimin bile görmeyi reddettiği ne kadar çok şeyle yüzleşmek zorunda kaldım bir bilseniz. İnsanoğlu muhteşem bir varlık, o küçücük beynin içinde neler yaşanıyor, siz her şeyi akılla çözebileceğinize inanırken birden göğsünüzde çoktandır unuttuğunuz ve tek işi kan pompalamak olduğunu sandığınız yüreğiniz ortaya çıkıyor ve "beni unutma" diyor. Yüreği yani sevgiyi unutmak mümkün mü? Evet, ben unutmuştum, diğer bütün duygularımla birlikte. Ve öğrendim ki insanı insan yapan duygularıymış onlar gidince kurumuş bir yapraktan hiç farkımız kalmıyormuş.

 

Bir insan bunu neden yapar, duygularını neden yok eder? Çok sordum bu soruyu. Kendime ne yaptığımı fark edinceye kadar hayatımda bir sorun yoktu, fazla sorgulamadığınızda hayat bir şekilde devam ediyordu. Ama siz insandınız, sorgulamadan yaşamak hayvanlara özgüydü, insanın ise böyle bir lüksü yoktu. Benim gibi kendinizi bir süreliğine aldatabilirdiniz ama bir gün öyle bir şey olurdu ki o inandığınız her şey yıkılır sizde o yıkıntıların orta yerinde bir başına kalırdınız ve sonra da benim gibi "ölmek istiyorum" derdiniz.

 

Kendi hayatınızda sorun yaşamasanız bile, çevrenizde yaşananlardan insanım diyenin etkilenmemesi mümkün mü? Bakın bugün Srebrenitca katliamının 15. yıldönümüydü. Televizyondan takip ettim, çocuklarını, eşlerini kaybetmiş kadınların yüzlerine baktım, aramızda televizyonun camı vardı ama ben ordaydım, acıya dokunabiliyordum. Allah'ım dedim içimden bu kadınlar bu acıya nasıl dayanıyor, nasıl çıldırmıyor, nasıl kendilerini öldürmüyorlar? Benim yaşadıklarım bu kadınların yaşadıklarının yanında o kadar anlamını yitiriyor ki utanıyorum...

 

Ama acı subjectif bir kavram. Bakmayın hayatımda hiç sıkıntı yok dememe. Acı adeta hayatın olmazsa olmazı. Biliyorum bir kişinin insan olması için o acıların içinden bir bir geçmesi gerekiyor. Bakın çevrenize göreceksiniz o insanları, farklılıklarını hissedeceksiniz.

 

Hayatımın bir döneminde üstümde bir ömür boyu çalışsam ödeyemeyeceğim bir borç yüzünden mahkeme kapısında sıramı beklerken bir hanımla sohbet etme imkanı bulmuştum. Karşılıklı sıkıntılarımızı anlatınca onun sıkıntıları bana o kadar ağır gelmişti ki üzülmüştüm ve şükretmiştim halime, ama işin ilginç tarafı o da benim için üzülmüş ve benim durumumun çok daha zor olduğunu söylemişti. Bu nedenle acı için subjectif bir kavram dedim çünkü her insanın acıyı algılayışı farklı. Psikiyatristlerin bugünlerde inceledikleri konu da buymuş. Benzer acıları yaşayan insanlar neden farklı tepkiler gösteriyorlar? Kimi baş edemeyip ölümü tercih ederken, kimi neden intihar etmese de o acıya takılıp kalıyor ve hayatının merkezine yerleştiriyor, kimi ise bir süre sonra hayatına kaldığı yerden nasıl devam edebiliyor?

 

Bunun kuşkusuz bir sürü açıklaması vardır ama ben ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide uzun zaman yürümüş ve artık savaşı kazandığına inanmış birisi olarak kendimce bir şeyler yazabilirim.

 

Acıyı size nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Çünkü ölmek istiyorum derken aslında ifade etmeye çalıştığım acının bitmesini istediğim. Belki kelimelere dökerek anlatmak çok zor ama birinin yüzünde görünce tanıyorum tıpkı Srebrenitca katliamında yakınlarını kaybeden o kadınların yüzünde gördüğüm gibi. Devlet başkanları konuşmalar yapıyor, onların ne kadar metanetli olduklarını anlatıyorlardı. Ama ben o kadınların yüzüne baktığımda metaneti değil acıyı görüyordum. Zaman onlar için 15 yıl öncesinde durmuş gibiydi. Sevdiklerinden arta kalanlar daha yeni bulunmuş ve artık bir mezarları olacaktı. Bunca yıldır belki bir gün bir yerden gelecekler diye içlerinde sakladıkları umut bitmişti. Karşılarında artık ölüm bütün soğukluğuyla duruyordu. Onlar yeşil örtülü tabutların başında görmeyen gözlerle sabit bakarken arkalarda bir yerde güneş gözlükleri takmış devlet başkanları "unutmayacağız, unutturmayacağız ama birlikte yaşamaya devam edeceğiz" diyorlardı. İyi ki duymuyorlar dedim bu konuşmaları iyi ki şu anda kendi acılarının içindeler yoksa nasıl dayanırlardı bu sanki duyguluymuş gibi görünüp ama zerre kadar duygu taşımayan konuşmalara...

 

Geçen sene bir intihar haberi vardı gazetelerde, belki siz de okudunuz. Hani şu 37 yaşındaki Sosyoloji Doçenti Dicle Koğacıoğlu ile ilgili haber. Benim de en kötü dönemlerimi geçirdiğim zaman dilimine denk gelmişti. Kısacık bir not bırakıp gitmeyi tercih etmişti. "Çok fazla acı var artık dayanamıyorum" diye yazan bir not. Onu o kadar iyi anlamıştım ki ve çaresizliğine o kadar üzülmüştüm ki. Keşke demiştim keşke o da yardım isteseydi benim gibi, hatta bir ordu kursaydı, ölümün karşısına da o orduyla çıksaydı. Çünkü bu bir savaştı, acımasız bir savaş ve berabere bitmiyordu, sonunda mutlaka bir kaybedeni vardı.

 

Yazarken o eski duygularımı yeniden yaşayacağım diye korkmuştum ama bugün Allah'a çok şükür ki aynı duygulara sahip değilim. Öyle çok okudum, öyle çok dinledim ve öyle çok konuştum ki bu konuda. Artık ölümle barıştım. Bir gün öleceğimi bilmek beni çok rahatlatıyor ama artık biliyorum ki bunun tarihini belirlemek benim elimde değil. Çünkü doğru olan bu değil. Bu süreçte çok fazla mucizeye tanık oldum ve anladım ki beni benden çok seven ve düşünen bir güç var. "Bırak beni" dedim ona defalarca "ben bile kendimden umudumu kesmişken sen neden hala beni bırakmıyorsun?"diye sorduğumda hep yüreğime fısıldadı cevabını. Utandım ondan, benim için bu kadar uğraşanı hayal kırıklığına uğratmaktan utandım.

 

Kendimi bildim bileli Allah'a hep inandım ama bu bilgiye dayalı bir inanç değildi. Ben buna hep Allah'ın bir hediyesi olarak baktım, hiç sorgulama ihtiyacı duymadım. Yaşadığım her sıkıntıda yanımda olduğunu biliyordum, onunla hep konuştum bana her zaman cevap verdi. Kimi zaman kötü geçen bir sınavda yanıma yaklaşıp "iyi misiniz dışarı çıkıp hava almak ister misiniz?"diye soran bir gözetmende, kimi zaman kendimi çok yalnız hissettiğimde penceremin camına vuran bir kumru da, kimi zaman artık sevgiden umudumu kaybettiğimde bir insanın pırıl pırıl parlayan gözlerinde gördüm onu. Şükürler olsun Allah'ım beni bırakmadığın için.

 

Şimdi her şeye yeniden başlıyorum. Kendimi yeniden bir duvarcı ustası gibi inşa ediyorum. Tuğlalarım ise duygular. İnsanı insan yapan duygular. Bir bir geri çağırdım onları. İlk önce öfke geldi, beni en son o terk etmişti. Hoş geldin dedim ona ardından sevgi geldi. En çok onu özlemiştim, ürkekti, nasıl da çekiniyordu... Bir süre seyrettim onu, öyle güzeldi ki... Sarıldım ona sımsıkı, sakın bir daha beni bırakma dedim ve olması gereken yere kalbime yerleştirdim. Şimdi her gün yeni bir duyguya kavuşuyorum. Hiçbirine de git demiyorum çünkü hepsine ihtiyacım olduğunu biliyorum. İnsan için en büyük felaketin onların yokluğu olduğunu yaşayarak öğrendim.

 

Acıya gelince; o hep var. Ondan hiç kurtulamadım. Artık uykumun neden kaçtığını anladım. Srebrenitca'da 15 yıl önce yaşananlara seyirci kaldığım için gecikmiş bir vicdan azabı bu.

 

Benim gibi diğer uykusu kaçanlara, bu 15 yıl gecikmiş törendeki hüzün yüreğine düşenlere..

merhaba...

 

Yorum yazabilirsiniz.

Yorumlarınız onaydan sonra yayınlanacak olup eposta adresiniz sitede görünmeyecektir. Lütfen hakaret içeren sözler yazmayınız.
Hamiyet Avcı 20.07.2010 12:24:18 civarında dedi ki:
Ölmek bedenin bu dünyadan ayrılması, ruhun ait olduğu yere varması. Her şeyin ömürlü olduğu şu fani dünyada bedenlerimizin vaktinin ne zaman dolacağını bilmiyoruz. Kendi elimle bu vadeyi erkene almayı hiç istemedim şimdiye kadar,Belki hayattan asla o kadar kopmadığım içindir. Hayat boyu çeşitli dönemlerde bende her fani kul gibi imtihanlardan geçtim, sağlıkla, kayıpla, acılarla yüzleştim. Ama inandığım bir şey vardı daima bu hayat dümdüz bir yol değildi. Hep aynı tonda yeşilliklere bakan, hiç çukuru tümseği olmayan bir yol değildi. Acılar olacaktı hepimiz için. Farklı etkiler bırakan, bizi farklılaştırıp anlamlandıran, gerçek ruhlar yapan acılar. Bedensel acılara insan daha kolay katlanıyor aslında, onca ameliyat geçirmiş biri olarak hatırlamıyorum o sırada çektiğim acıları, ama ruhtaki o küçücük yaralar daima bi yerlerde saklı duruyor. Bu da bizi biz yapıyor sanıyorum.
hilal çay yetim 18.07.2010 17:49:46 civarında dedi ki:
esinciğim bu savaşı sen kazandığın için senin adına mutluyum. etrafımıza bakarsak kan ve pıhtıdan yaratılıp acıyla yoğrulan varlıklarız, inanıyormusun ki herkes senden daha mutlu, daha huzurlu. veya tersinden söyleyeyim herkez en az senin kadar ölmek istemiştir. belki herkesin acısı görüntüsel olarak senin acılarından farklı idi ama derinlik olarak aynı ve hatta ağır olanları vardı ki kendin söylüyorsun srebrenitsada evladının, eşinin, babasının, kardeşinin aynı anda -lanetli ellerce- katledildiği bir acısı vardı. etrafları bomboş kalmıştı yaşayacakları kimseleri yoktu. onlarda hep bu acı ile mücadele ettiler. hayat bir mücadele. dertten öte dertler var. derdimize kendimizi ezdirmeden mücadele edip derdimi seviyorum demeliyiz. ki bunu diyenlere helal olsun. dünyada ileri bir mertebededir. fenafillaha doğru çıkıyordur. ama son söz bu beden ve ruh emanetse bu emaneti hakkınca koruyup teslim edeceğiz inşallah. dibace: olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi (en büyük acı bitmeyen sağlık imtihanıdır, şükürler olsun sağlıklıyız, şükürler olsun birbirimizi görebiliyoruz, anlayabiliyoruz, konuşabiliyoruz, yazabiliyoruz, duygulanıyoruz, vicdan sahibiyiz, seviyoruz... )
0.007 sn.